Perşembe, Ocak 11, 2018

 

“Denemenin denemecisi”: Nermi Uygur



"Denemelerinde sık sık deneme üzerine denemeler yazar. Hatta diyebiliriz ki denemeyi onun kadar yoğun işleyen bir başka yazarımız yoktur. Denemenin denemecisidir” diyor Nermi Uygur için Güven Turan.
Tüm eserlerinin yayımcısı Yapı Kredi Yayınları Nermi Uygur’un bütün kitaplarını Delta dizisinde üç büyük ciltte topladı. 1545 sayfalık ilk cilt Ağustos 2016’da yayımlanmıştı. 3265 sayfalık 2. ve 3. cilt de Ekim 2017’de yayımlandı.
Geçenlerde Yücel Kayıran’ın yazısına başlık olan “Nermi Uygur, felsefeci mi denemeci mi?” (Hürriyet Kitap Sanat, 23.11.17) sorusunu hemen her okuru sormuştur sanıyorum. Bütün Eserlerine bakınca aynı soruyu tekrar etmemek elde değil.    
Biyografisini okuduğumuzda ömrünü felsefeye adamış birini görürüz. 1925 doğumlu. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne giriyor. 1950 yılının Ocak ayında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak göreve başlamış. 1952’de doktor, 1955’de doçent, 1964’de profesör, 1992’de emekli olmuş. 2002’ye kadar ders vermeye devam etmiş. 
1958’de yayımlanan ilk kitabı, doçentlik tezi olan Edmund Husserl'de Başkasının Ben'i Sorunu ile Türk Dil Kurumu 1959 Bilim Ödülü’nü kazanmış.    
“Filozof denemeci gibi çalışırsa başarıya ulaşır” düşüncesiyle edebiyata yöneldiği belirtiliyor. 1962’de yayımlanan ikinci kitabının adı Dilin Gücü. “Çepeçevre insan varoluşunun anakoşuludur dil” düşüncesiyle yola çıkmış bu kitapta. Nermi Uygur’un dilin kullanımı konusundaki özeninin, kendine has ve öncü dil anlayışının somut örneği. “aydın Türkçe”, “uygun Türkçe” anlayışıyla yazılmış bir deneme kitabı.
Nermi Uygur’un dil anlayışının tezlere konu olduğunu biliyoruz. Birleşik sözcükleri seviyor; “şimdiyedek”, “birbakıma”, “dilegetirmeye”, “anakoşul” gibi kullanımlarının altını çizmişim.
Dilin Gücü’nden sonra bir yandan “bilimsel” diyebileceğimiz Felsefenin Çağrısı, Türk Felsefesinin Boyutları, Dil Yönünden Fizik Felsefesi gibi eserler verirken diğer yandan Dünyagörüşü, Güneşle, İnsan Açısından Edebiyat gibi edebiyat içinde de değerlendirebileceğimiz denemelerden oluşan kitaplar yayımlıyor.
Yaşama Felsefesi’nin yayımlandığı 1981’den itibaren yazım biçimi olarak denemeye ağırlık verdiğini görüyoruz. Artık felsefi görüşünü de edebi görüşünü de deneme ile ifade ediyor. Felsefede denemeci anlayışın Türkiye’deki öncüsü sayılıyor. Kuşkusuz dünyadan bu tür bir çok filozof sayabiliriz ama Nermi Uygur’un benzerlerine Türkiye’de pek rastlanmıyor.  
Denemeci (2011, Yapı Kredi yay.) adıyla Nermi Uygur’dan seçmeler yapan Güven Turan    “Nermi Uygur, en çetrefil felsefe sorunlarını bile berrak kafasıyla rahatlıkla okunur, anlaşılır yapmayı beceren bir yazarımızdır" diyor.
Nermi Uygur 1995’de Tadı Damağımda: Bir Okur-Yazarın Kitap Okuma Serüvenleri’yle Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazanmış. 90’lı yıllardan itibaren denmelerinde edebi yönün daha da ağır bastığını söyleyebiliriz.
Nermi Uygur benim için Türk Edebiyatı’nda deneme türünün büyük ustalarındandır. 1969’da yayımlanmış Güneşle’yi, 80’li yıllarda okudum. Deneme türüne merak sarmıştım, önemli örnekler okumak istiyordum. Salâh Birsel’in okunmadık kitabını bırakmamıştım. İstanbul Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gören ve Nermi Uygur’un öğrencilerinden bir arkadaşım, büyük bir ihtimalle öykücü Cengiz Öndersever önermişti sanırım, “denemenin bir de böyle bir türü var” diyerek.
Nermi Uygur, "günün yalnızca güneşli saatlerinde yazılmış" denemelerinde hayatın içinde ne varsa onlardan söz ediyordu. Arka kapağında yazıldığı gibi Güneşle’de kuşkudan, evden, masadan, çingene palamutundan, çelik-çomaktan, yeradlarından, yokülkeden, Yunus Emre'den, Kant'tan, alıntıdan ve dipnottan, yani akla gelen ve gelmeyen her şeyden derinlikli bir edebiyat bilgisi, insanı öne alan bir felsefi bakış ve güçlü bir kültürel donanımla söz ediyordu. Denemeleri hem içerik açısından hem de anlatımlarıyla etkileyiciydi. Felsefi niteliklerini yargılayamam ama edebi açıdan usta işi oldukları belliydi.
Güneşle dönüp dönüp okuduğum bir başucu kitabı oldu. Sonra da Nermi Uygur’un diğer eserlerinin peşine düştüm. Hemen hepsini de güç de olsa bulup okudum. Kitaplarını bulmak güçtü, çünkü çoğunu küçük yayınevleri basmıştı, yeterince dağıtılmamışlardı ve tükenenlerin yeni baskıları yapılmamıştı. Bu durum edebiyat ortamının Nermi Uygur’a ilgisiz kaldığının da bir göstergesidir. Sanırım Nermi Uygur’un felsefeci yanı çok önde olduğu için yazdıkları edebi açıdan dikkate alınmadı 90’lı yıllara kadar. Yapı Kredi Yayınları’nın tüm eserlerini yayımlanması Nermi Uygur’un veriminin topluca görülmesini sağladı. Sanıyorum bu durum kendisine de şevk verdi.
Prof. Betül Çotuksöken Bütün Eserler’in iki cildine de uzun, emek verilmiş önsözler yazmış. Nermi Uygur’u tek tek kitaplarını ele alarak hem felsefeci hem de edebiyatçı olarak değerlendirmiş. Nermi Uygur’un “insan açısı”nı ana kalkış noktası olarak belirlemiş olduğunu vurguluyor. Nermi Uygur’un tüm çalışmalarında odak noktası insan. İnsandan yola çıkarak her şeyi ele alıyor, insani yorumlar getiriyor ve insana nasıl bir etkisi olduğu sorusuna cevap bulmaya çalışıyor. Bir yaşama felsefesi oluşturmaya çalışıyor.
“Felsefe bir düşünme, bir bilme ve bir yaşama yoludur” düşüncesine katılırsak deneme türünün bu anlayışa en uygun ifade biçimi olduğunu da söyleyebiliriz. Nermi Uygur’un felsefi görüşleri değerlendirilmeyi, tartışılmayı bekliyor. Akademinin yeterince ilgi gösterdiğini söyleyemeyiz. Nermi Uygur hakkında yapılmış çalışma sayısı çok az.
Bir denemeci olarak ise Nermi Uygur türün büyük ustalarındandır. Bu büyük ustanın denemeleri daha çok okunmayı hak ediyor. Delta Dizisi’nden yayımlanan Bütün Eserleri Nermi Uygur’un verimini toplu olarak görmek, değerlendirmek için iyi bir fırsat.  10.01.2018
  

Etiketler: ,


 

Bibliyofobi



Tüyap ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen Çukurova 11. Kitap Fuarı’nın açılışındayız. Başta Adana Valiliği ve Adana Büyükşehir Belediyesi olmak üzere şehrin tüm önde gelen kuruluşları fuarı destekliyor. Günlerce süren yağmurdan sonra güneşli bir hava olmasına rağmen Adanalılar fuara büyük ilgi gösteriyor. Girişte çok uzun bir kuyruk var.
Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Başkanı Kenan Kocatürk açılıştaki konuşmasında her yıl olduğu gibi geçen yılın yayıncılık verilerini açıklıyor. 2017’de 60.335 yeni başlık üretilmiş. Bu tüm zamanların Türkiye rekoru.
Üretilen kitap adedinde ise %1’lik düşüş var. Bu düşüşün nedeninin Milli Eğitim Bakanlığı’nın TEOG sınavlarını ve YÖK’ün üniversite giriş sınavları YGS ve LYS iptal kararları olduğunu söylüyor Kenan Kocatürk. Yayıncıların ve kitapçıların 100 milyon kitabı imha etmek zorunda kaldıklarını, zararın 2 milyar TL’yi bulduğunu belirtiyor. Ben okullara ders kitabı dışında kitap sokmama politikasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Bütçe konuşmalarında Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın yayıncıların zararını telafi edeceklerini söylediğini duydum. Yayıncılara nasıl bir destek gelecek merak etmemek elde değil. Herhalde ilk alınacak tedbir okullara kitap sokulması yasağının kaldırılmasıdır.
Yetişkin kurgu dışı kitapta %18.16, yetişkin kurgu eserlerde %22.95, çocuk ve gençlik yayınlarında %36.3 üretim artışı olmuş. Demek ki yardımcı ders kitaplarında o büyük kayıp yaşanmasaydı Türkiye kitap üretiminde de yeni bir rekor kıracaktı.
Bibliyofobi’nin anlamı “kitap korkusu”ymuş. Devlet görevlilerinde çok yaygın olarak görülen bu fobinin halk arasında da hızla yayıldığı anlaşılıyor. Ülkemizde bibliyofobiye bir de eufobi (iyi haber korkusu) katılıyor. İyi haberlerden korktuğumuz için başarı bildiren haberleri derin bir kuşku ile karşılıyoruz. Türkiye Yayıncılar Birliği 10 yıldan fazla bir süredir kesin rakamlarla yayıncılık verilerini açıklıyor. Bu açıklamaları duyan eufobili bibliyofobikler hemen “olamaz, mümkün değil,” diye feveran etmeye başlıyor.
Sıradan insanlar bu tepkileri gösterseler anlayışla karşılayacağım ama aydın kişilerden, yazarlardan, çevirmenlerden, hatta kütüphanecilerden böyle tepkiler alınca şaşırmamak elde değil. Yılllardır internette dolaşan Türkiye’de 12 bin kişiye bir kitap düştüğü kötü haberini hiç sorgulamadan kabulleniyorlar ama Uluslararası Yayıncılar Birliği verileri ile Türkiye yayıncılığının Dünya’nın en büyük 11. yayıncılık sektörü olduğu gerçeğine inanamıyorlar.
2016’da Türkiye’de üretilen 666.865.579 adet kitabı nüfusumuza böldüğümüzde kişi başına 8,5 kitap düştüğünü görüyoruz. Bibliyofobikler için bu inanılamayacak bir rakam ama nereden çıktığı bilinmeyen “12 bin kişiye bir kitap düştüğü” haberi inandırıcı(!). Bu rakamı veri olarak alırken hesap yapmaya bile gerek duymuyorlar. Bu sava göre Türkiye’de yılda sadece 6 bin 666 adet kitap üretilmiş olması gerek. Oysa sadece Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk (Doğan Kitap) 500 bin adet satılmış. İş Bankası 7,5 milyon, Yapı Kredi 5 milyon ve Doğan Egmont 5 milyon adet kitap sattıklarını ilan etti. Aktif yayıncı sayısı 1500’den fazla. Milli Eğitim Bakanlığı’nın dağıttığı kitap sayısı 190 milyon.
Bir de hemen her "Kitap Okumuyoruz" yazısına kaynaklık eden "UNESCO Dünyadaki Okuma Alışkanlıkları Raporu" var. Raporun ismi var cismi yok. UNESCO “böyle bir raporumuz yok!” diyor ama bibliyofobiklere göre böyle bir rapor var ve Türkiye’de hiç kitap okunmuyor. Haydi kendileri kitap okumuyor, peki bu fobilerine neden tüm Türkiye’yi ortak etmek istiyorlar. Durumlarını haklı çıkartmak için mi? Herhalde öyle.
Bibliyofobiklere aldırmayın. Çukurova 11. Kitap Fuarı 14 Ocak’a kadar sürecek, en az bir gününüzü kitaplara ayırın.10.01.2018

Perşembe, Ocak 04, 2018

 

2017’de Türk Edebiyatı’nın ilk 11’i



Türk edebiyatının çoksatarlarına baktığımızda geçen yıl gözlemlediğimiz “anlatıdan kaçış”ın derinleşerek sürdüğünü görüyoruz. Çok satanlar listelerine Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk’u (Doğan Kit.) hep önde. Livaneli’nin bir anlatı tadındaki anı kitabı Elis İle Yolculuk (Kara Karga yay.) da haftalarca listelerdeydi. Yılın sürprizi 1994 doğumlu genç yazar Miraç Çağrı Aktaş’ın Sen On Yedi Yaşımsın’ıydı (Olimpos yay.). Wattpad fırtınası sürdü. Wattpad’in genç yazarları yine genç kız romansları ile listeleri zorladı.  
Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı (Yapı Kredi yay.) yine listelerin gediklisiydi. 2018’de 70 yıllık koruma süresi dolan Sabahattin Ali’siz yayınevi kalacak mı merak etmemek elde değil. Küçük Prens’in hemen her yayınevinden çıkması gibi bir durum Sabahattin Ali için de yaşanacak gibi. Bu yıl benzer bir durum Stefan Zweig’da yaşandı. Stefan Zweig basmayan yayınevi kalmadı. Zweig’ın özellikle Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Satranç, Olağanüstü Bir Gece (İş Bankası yay.) gibi novellaları hep listelerdeydi. George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği (Can yay.) romanları da listelerde sürekli yer aldı.   
Selahattin Demirtaş’ın hapiste yazdığı öykülerin derlemesi Seher’in (Dipnot yay.) çoksatanlar listesinde yer alması şaşırtmadı.     
“Türk Edebiyatı’nın ilk 11’i” derken bir sıralama yapmıyorum. Zaten bir romanla öykünün, şiirle inceleme kitabının karşılaştırılamayacağı bir gerçek. “İlk 11” bir futbol takımının sahaya çıkan ilk on biri gibi. Hepsi birbirinden değerli.     
2017’de yayımlanan telif eserlerden seçtiğim ilk 11 şöyle;
- Sona Ermek, Selim İleri (Everest yay.): Bu yıl edebiyatta 50. yılını kutladığımız Selim İleri yılı iki eserle değerlendirdi. Ayşe Sarısayın’la birlikte hazırladıkları O Aşk Dinmedi (Everest yay.) uzun bir söyleşi gibi görünse de İleri’nin yazarlık yaşamını, eserlerini okuyup anlamak, çözümlemek isteyenler için bir kılavuz kitaptı. İsmi nedeniyle Selim İleri’nin edebi yaşamını noktaladığı gibi yanlış bir izlenim yaratan Sona Ermek bir roman ama bence O Aşk Dinmedi ile sıkı bağları olan bir hesaplaşma olarak da değerlendirilebilir. Yazarın kendisiyle, hayatıyla, toplumla hesaplaşması, bir anlamda özeleştirisi.
- Lanet Şiirleri, Hilmi Yavuz (Yapı Kredi yay.): 81 yaşındaki usta şair beş yıllık aradan sonra “yeni hüzünler bulmalıyım / yeni acılar, tertemiz...” dizeleriyle, yeni kitabıyla geldi. Kitabın ön kapağındaki “herşey akşam serinliği... bitiyor!” dizesi ise doğal olarak acaba üstadın son kitabı mı sorusunu sorduracaktır.
- Son Duraktan Bir Önce, Cevat Çapan (Yapı Kredi yay.): Yine manidâr adlı bir kitap. Hele şairi 84 yaşını kutlayan bir delikanlı ise. Cevat Çapan’ı ilk kitabının yayın tarihi itibariyle 80’li yılların şairi saydığımdan ondan daha birçok yeni kitap bekliyoruz. Sedat Simavi Edebiyat Ödüllü kitap duru, yalın ama derinlikli şiirleriyle Cevat Çapan’ın ustalık dönemi eserlerinden.
- Şiirin Coğrafyası, Doğan Hızlan (Yapı Kredi yay.): Doğan Hızlan 80. yaşını bir dizi kitapla kutladı. “Tek Bildiğim Coğrafya” dediği Türk şiiri için de Şiirin Coğrafyası’nı yayımlattı. Kitapta çağdaş Türk şiirinin usta şairleri hakkında uzun eleştirel incelemeler yer alıyor.
- Meteliksiz Âşıklar, Zaven Biberyan (çev. Natali Bağdat, Aras yay.): Bir İstanbul romanı. Adına uygun olarak ikisi de meteliksiz âşıkların yaşadıkları 1950’ler Türkiyesi’nde yaşananlara ayna oluyor. Biberyan toplumcu gerçekçi bir yazar ama kahramanlarının bireysel durumlarını, varoluşsal sorunlarını da ihmal etmiyor. Modern Ermeni romanının kurucu adlarından. Değerinin anlaşılması ancak ölümünden sonra olmuş.
- Zamanın İzinde, Ercan Kesal – Enis Rıza (Ayrıntı yay.): Ayrıntı Yayınları’nın 1000. kitabı. Son yüzyılın Türkiyesini yansıtan fotoğrafları Enis Rıza seçmiş, Ercan Kesal da bu fotoğraflar üzerine denemeler yazmış. Tanıtımında dendiği gibi “sıradan insanların hayallerini toplumun aynasına yerleştir”mişler.
- Sabahattin Ali'nin Yapıtlarını Sevme Sözlüğü, Atilla Birkiye (Siyah Kitap): Sabahattin Ali’nin eserleri çoksatanlar listelerinin gediklisi olsa da bu büyük ustanın yeterince incelendiğini söyleyemeyiz. Atilla Birkiye 30 yılı aşkın bir emekle yaptığı araştırmalarının sonucunu sözlük biçiminde düzenlenmiş bu kitapla değerlendirdi. Her madde Sabahattin Ali’nin roman ve hikâyelerindeki kavram, tema , karakterler, karakterlerarası ilişkiler, olay örgüsü, çatışmalar, karşıtlıklar gibi yazınsal ögelere değinen birer deneme.
- Don Kişot, Jale Parla (İletişim yay.): Hocaların hocası Jale Parla 1971’den, 45 yıldan beri Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ders olarak okutmuş. Aynı zamanda her yıl başka açıdan bu başyapıtı tekrar tekrar okumuş. Bu okumaların doğurduğu sorular da bu kitabın oluşumunu sağlamış. Don Quijote’yi şimdiye dek okumamış bile olsanız Parla’nın anlatımındaki lezzet ve tartışmaya açtığı sorularla kitaptan keyif ve bilgi alıyorsunuz.
- Gölyazı, Enis Batur (Sel yay.): Enis Batur iyi bir şair olmasının yanında usta bir denemecidir. Gölyazı’da Bursa ve Apolyont’tan yola çıkarak tadına doyulmaz, yakası açılmadık yepyeni bilgilerle donanmış, doğru bildiğimiz yanlışlara da dikkati çeken bir eser ortaya koyuyor. Göl Yazı’yı “bir anti-roman” olarak tanımlamış Enis Batur. Deneme ağırlığının içindeki kurgusal ögeler de dikkati çekici.
- Ardıç Ağacının Altında, Selçuk Altun (İş Bankası yay.): Selçuk Altun’un ustalık dönemi eseri. Gerçek yaşamöyküleriyle kurmaca yaşamöykülerin karıştığı yapısıyla da, ilginç olduğu kadar merak unsurunu hiç bırakmayan ve polisiyeye kayan konusu ve anlatımıyla da ilgi çekecek bir roman.
- Körburun, Hikmet Hükümenoğlu (Can yay.): Körburun hayali bir ada ama İstanbul’un tüm adalarından özellikler içeren, çağrışımlar yapan bir yer. Hikmet Hükümenoğlu Körburun’un yakın tarihini anlatırken aslında Türkiye’nin ve özellikle İstanbul’un yaşadığı değişimi de üç kuşaktan aşk öykülerinin eşliğinde anlatıyor. Neler kaybettiğimizi, ne durumda olduğumuzu düşündüren, “yaşandı mı o günler” dedirten bir roman. 04.01.2018 

 

Müzik listelerindeki karmaşa



Her yıl olduğu gibi 2017 sonunda da en çok satanlar, en çok izlenenler ve en çok dinlenenler listeleri yayımlandı. Sinema ve kitapta bu listelere pek fazla itiraz olmazken müzikte kimin en çok dinlendiği büyük bir tartışma yarattı. Çünkü listeler birbiri ile uyumlu değil.
Hande Yener’in Telifmetre adlı radyolarda çalınan müziği ölçen listede birinci olduğunu ilan etmesi ve Seren Serengil’in “İnanmıyorum, araştıracağım” demesi aralarında büyük bir tartışma çıkmasına neden oldu. Birbirlerini dava edecek duruma geldiler.
Telifmetre radyo ve televizyonlarda çalınan müzikleri takip edip raporlayan bir kuruluş. İnternet sitesinde de en çok dinlenenler listeleri yayımlıyor.
Müzik esas olarak dijital ortamda dinleniyor, izleniyor. Spotify, Fizzy, iTunes, Youtube... Radyoların ve televizyonların müzik kanallarının da önemli bir rolü var. CD satışları ise her yıl düşüyor. Plağın tekrar hayatımızda yer alması ve gittikçe daha çok plak satılması ise ilginç bir olgu.
Eskiden kültür endüstrisinde en güvenilir rakamlar müzik sektöründen çıkardı. Müzik yapımcılarının birliği MÜYAP her yıl en çok satan CD listelerini kesin rakamlarla açıklar, sonra da bir törenle en çok dinlenen sanatçıları, yapımcıları ödüllendirirdi. Ama müzik dinleyicilerinin dijital ortamı tercih etmesi ile CD satışları ciddi oranda düştü ve bir ölçü olmaktan çıktı. MÜYAP da son birkaç yıldır yıllık listeler açıklamıyor. Ama mu-yap.org’dan Türkiye’de kaç adet CD ve plak üretildiğinin bilgisine ulaşmak mümkün. 2016’da 6 milyon 28 bin adet CD ve plak üretilmiş. 2017’nin ilk 6 ayındaki üretim ise 2 milyon 568 bin. Geçen yıla göre düşüş olacağı anlaşılıyor. MÜYAP’ın internet sitesinde Dünya dijital müzik pazarı için yıllık raporlar var ama Türkiye için böyle bir çalışma yapılmamış. Önemli bir eksiklik. Böyle bir çalışma tüm tartışmaları önlerdi.  
Hürriyet Kelebek yazarı Cengiz Semercioğlu Aralık ayı içinde bir dizi yazı ile müzik listelerindeki karmaşayı tartışmaya açtı. “Hangisine, ne kadar inanacağız?” sorusuna cevap bulmaya çalıştı. MÜYAP’ın açıklamadığı CD satışları listelerine de ulaştı. En önemli bilgileri de müzik sektörünün yüzde 47’sini kontrol ettiği belirtilen DMC’nin Genel Müdürü Samsun Demir’den aldı (Hürriyet Kelebek, 24.12.17). Samsun Demir müzik sektöründe dijitalin payının yüzde 65, CD’nin yüzde 35 olduğunu söylüyor. CD’ye en çok 5 yıl ömür biçiyor. Plak satışlarının cirosunun CD satışlarının 4’te 1’ine ulaştığını belirtiyor. Samsun Demir en çok hangi şarkının dinlendiği anlamanın yolunun listelerin ilk onlarının ortalamasını almak olduğunu söylüyor. Tartışmasız tek isim Tarkan. CD satışında da, dijital platformlarda da açık ara birinci olmuş.  
Radyo ve TV’lerde en çok çalınan şarkı olmanın en çok dinlenen olmak olmadığı da bir gerçek. Radyo ve TV’lerde çalınan müziklerde müzik sektörünün etkisi olduğu biliniyor. En popülere, en çok tanınana yöneliyorlar. Dijtalde ve CD’de ise dinleyici belirleyici. Dijital platformların listelerine yeni ve alternatif isimlerin girebilmesi bunun göstergesi.
Çağatay Akman, Kalben, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Manuş Baba, Ömer Faruk Bostan, Derya Uluğ, İlyas Yalçıntaş böyle isimler. Dinleyici tercihleri onları en çok dinlenenler listelerine taşımış.
Dünya ülkelerinin en çok dinlenenler listelerine baktığınızda genellikle ABD kaynaklı şarkıların listelerde ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Ama Türkiye’de durum farklı. Türkiye’de tüm en çok dinlenenler listelerinde Türkçe şarkılar ağırlıklı olarak yer alıyor. Yabancıların oranı az. Benzer durumun sinema ve yayıncılıkta da olduğunu belirtmeliyim. 03.01.2018

This page is powered by Blogger. Isn't yours?