Pazartesi, Eylül 25, 2017

 

Büyük bir denemeci



“Melih Cevdet Anday büyük bir şair olmasının yanısıra iyi bir düzyazı ustasıdır” diye düşünüyordum. Suçumuz Edebiyat adıyla derlenen yazılarını okuyunca bu fikrimi değiştirdim. “Melih Cevdet Anday büyük bir denemecidir,” kanısına vardım. Eğer sadece düzyazı ile uğraşsaymış onu da Ataç, Nermi Uygur, Salâh Birsel, Vedat Günyol, Sabahattin Eyüboğlu gibi adların arasında sayacakmışız. Şairliği o kadar ağır basıyor ki düzyazıdaki emeği yeterince değerlendirilmiyor.
Melih Cevdet Anday’ın denemeleri şiirleri ile aynı yıllarda yayımlanmış. İlk şiiri Ukte Varlık’ta 1936’da yayımlanmış. Garip tarzı şiirler ise 1937’de yayımlanıyor. Anday’ın ilk yazılarının yayımlandığı tarih olarak ise 1939’u notlayabiliriz sanırım.    
Yaşarken 21 deneme kitabı yayımlanmış. Anday’ın ilk deneme kitabı 1961’de çıkan “Doğu-Batı”. Yaşarken çıkan son deneme kitabı ise 2002’de yayımlanan “Felsefesiz Yaşamak”.
Sevengül Sönmez, Anday’ın kitaplarda yer almayan yazılarını 1961’den önce dergi ve gazetelerde yayınlanan yazılarından oluşan Açık Pencere -Toplu Yazılar 1 (2008, Everest yay.), 1961-1975 yılları arasında gazete ve dergilerde kalan yazılarından oluşan Bakır Çağı - Toplu Yazılar 2 (2009, Everest yay.), 1975-1979 arasında dergi ve gazetelerde çıkan  yazılarından Gökyüzü Haritası - Toplu Yazılar 3 (2009, Everest yay.) kitaplarında biraraya getirmişti. Şimdi de Yalçın Armağan Anday’ın dergi ve gazetelerde kalmış yazılarını kitaplarda yer alan yazılarıyla birlikte  Şiir Yaşantısı: Şiir Yazıları (2015, Everest yay.), Kalabalığın Şiiri: Garip ve Orhan Veli Üzerine Yazılar (2016, Everest yay.) ve Suçumuz Edebiyat (Ağustos 2017, Everest yay.) adıyla derledi.
Sevengül Sönmez’in derlemeleri Anday’ın yaşarken yayımlanan kitaplarında yer almayan yazıları içerdiği için tamamlayıcı nitelikteydi. Yalçın Armağan’ın derlemeleri ise Anday’ın daha önce kitaplaşmış ya da kitaplaşmamış tüm yazılarının konulara göre derlenmesi.
“Melih Cevdet Anday’ın Düşünce Yazılarında Sanat, Yazın ve Dil” (2015) başlıklı doktora tezinde Ali Algül, Anday’ın yaşarken yayımlanmış düzyazı kitaplarının içeriklerini tek tek inceler. “Melih Cevdet Anday’ın ilk deneme kitabı olan yapıt (Doğu-Batı), 94 sayfadır. Bu eserde, Anday’ın 1947’den 1961’e kadar geçen dönemde başta Tercüman olmak üzere Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde yer alan yazılarının bir kısmı toplanmıştır. Us kavramının ön plana çıkarıldığı yapıtta 27 tane deneme bulunmaktadır” diyor Ali Algül. Buradan Anday’ın kitaplarını oluştururken yayımlanmış tüm yazılarını derlemediğini, belli bir konu etrafında oluşturduğunu anlıyoruz. 1964’de yayımlanan Konuşarak’da siyasal – toplumsal konulara ağırlık vermiş. 1965’de yayımlanan Gelişen Komedya’da ise tiyatro ile ilgili yazılarını biraraya getirmiş. Ama sonraki kitaplarını böyle bir konu ile ilgili yazılardan oluşturmadığını, dönemsel derlemeler yaptığını anlıyoruz.
Yalçın Armağan’ın derlemeleri Anday’ın belirli konularda ne düşündüğünü, ne yazdığını görmek açısından önem taşıyor. Bu konu bazında derlemelerin tiyatro, dil, felsefe gibi Anday’ın çok üzerinde durduğu konularla süreceğini umuyorum. Sevengül Sönmez’in derlemeleri ise Anday’ın bütün eserlerini tamamlamak açısından önem taşıyor. 1979 sonrasındaki kitaplaşmamış yazıların derlemesi de yayımlansaydı iyi olurdu. Çünkü Yalçın Armağan’ın derlemeleri bir kafa karışıklığı da yaratacak gibi. Armağan’ın derlemelerinde yer alan bazı yazılar Anday’ın yaşarken yayımladığı kitaplarda da yer alıyor. Yalçın Armağan’ın derlemelerinin yayımlanmasından Melih Cevdet Anday’ın yaşarken yayımlanmış deneme kitaplarının bir daha basılmayacağını mı anlayacağız? Umarım böyle değildir. Ama Everest Yayınları’nın yayınladığı Anday kitaplarına bakarsak bu yönde bir yayın planlarının olduğunu söyleyebiliriz. Anday’ın romanları dışındaki eserleri için toplu derlemeler yapılması tercih edilmiş gibi görünüyor. Bir yanıyla okurun işini kolaylaştıran bir uygulama ama özellikle şiirde her kitabın ayrı bir bütünlük olduğu gözönüne alınarak şiir kitaplarının ayrı ayrı basımlarının da yapılmasının doğru olacağını düşünüyorum.
Melih Cevdet Anday iyi bir yazar ama iyi de okur. Düşüncesini kısa ve öz bir şekilde, merakla okunacak bir üslupla ifade etmeyi biliyor. Dil özenini de biliyoruz. Öztürkçeyle yazıyor ama garipsenecek bir dili yok. Arapça, Farsça kökenli sözcüklere yeni karşılıklar bulmayı iş edinmiş. Öneriyor, tutarsa kullanmaya devam ediyor.
İyi okur demiştim, çok dikkatli okuyor ve denemelerinde işleyeceği konuları düşünsel olarak temellendirirken az, öz ama iyi alıntılarla görüşlerini destekliyor. 1939-1996 yılları arasında yayımlanmış yazılarından oluşan Suçumuz Edebiyat’ta da bu niteliklerini görüyoruz.
Ele aldığı, sorun edindiği konuları enine boyuna inceliyor. Tek bir yazıda yargıya varıp o konuyu ya da sorunu geçmiyor aksine üstüne gidiyor, farklı boyutlarını inceliyor, kendi yargısının doğruluğunu sınıyor. Görüş değiştirmekten de çekinmiyor, açıkca bunu belirtiyor.
Yalçın Armağan derlemesini konulara bölerek yapmış böylece Anday’ın bir konu hakkında ilk yazısında ne dediğini, sonraki yazılarda görüşünü nasıl geliştirdiğini takip edebiliyorsunuz. Tutarlı ama değişime, eleştiriye açık. Tartışmalarında her zaman saygılı, haklı çıkmak değil, öğrenmek istiyor. Tekme tokat kavga ettiği Ataç ve yakın dostu, sonradan küstüğü söylenen Fethi Naci önemseyip haklarında birçok yazı yazdığı eleştirmenler. Önemsemediği hiçbir kişi ya da kitap hakkında iş olsun diye yazmamış.
Emre Kongar Melih Cevdet Anday’ın düşünce ağırlıklı yapıtlarında sekiz tane özellik tespit etmiş, Ali Algül’ün doktora tezinden alıntılıyorum; “Akılcıdır, özgürlükçüdür, toplumcudur, barışçıdır, bireysel psikolojiyi ihmal etmez, yenilikçidir ve yöntem olarak da diyalog biçimini kullanır. Peki nedir, sonuç olarak bir tümceyle bakarsak: Sanattır, akıldır, toplumdur, çağdaşlıktır, çok çok zorlarsanız bütün bunların bireşimini belki tek sözcüğe indirgemek ve uygarlıktır demek mümkün.”
Emin Özdemir de Anday’ın yazı türünü “denemesel köşe yazarlığı” olarak tanımlamış. Melih Cevdet Anday’ın yazıları bir köşe yazısından çok deneme niteliğinde. Düşünsel temeli kuvvetli, üslubu kendine has ve okunaklı. Ele aldığı konulara hem estetik hem de toplumcu açıdan bakıyor. Sağlam bir estetik anlayışı olduğunu görüyoruz.
Arka kapakta da belirtildiği gibi “Bizim klasiklerimiz var mı? Bir düzyazı (ya da eleştiri dili) geleneği kurabildik mi? Eleştirinin amacı “doğru”yu bulmak mıdır? Sanatçı kendi yapıtını açıklayabilir mi? Edebiyatın toplumsal “değeri” var mıdır?” gibi edebiyatın günümüzde de tartışılan temel sorunlarına cevap arıyor. Görüşlerinin çoğuna katılıyoruz. Kalıcı ve sağduyulu sonuçlara varmış.
Suçumuz Edebiyat, büyük bir denemecinin edebiyat üzerine görüşlerini topluca bulacağımız, denemenin tadına vararak okuyacağımız bir derleme olmasının yanınıda, edebiyatla ilgili konuları araştırır, tartışırken her zaman başvuracağımız önemli bir başucu kitabı. 21.09.2017

Etiketler: ,


 

Yeni nesil gazino mümkün



Yeni Bi’ Fest  “Türkiye’nin en büyük açık hava gazinosu” diye tanıtılıyor. Ama rakipsiz bir gazino, çünkü benzeri yok.
Yeni Bi’ Fest 4 yıldır gerçekleştiriliyor. Sezen Aksu ve Levent Yüksel, Emel Sayın ve Selami Şahin, Kenan Doğulu ve Kibariye önceki yılarda sahneye çıkmışlar. 15 Eylül’de Dolmabahçe Küçük Çiftlik Park’ta gerçekleştirilen bu seneki Yeni Bi’ Fest’in assolisti Sıla’ydı. Meşk Fasıl Heyeti ve Rubato da sahne aldılar.
Genel görünümden bir konsere değil gazinoya geldiğinizi hissediyorsunuz. Masalar mezeler donatılmış. Sahnede fasıl heyeti alaturkanın en güzel şarkılarını icra ediyor. Anımsayanlar için tam bir gazino düzeni.
Usta icracılardan oluşan Meşk Fasıl Heyeti’nden sonra Rubato çıkıyor sahneye. Sezen Aksu ile çalışan dört usta müzisyen Fatih Ahıskalı, Özer Arkun, Göksun Çavdar ve Eralp Görgün kurmuşlar grubu. Hem enstrümanlarına hakimiyetleri, hem de güzel sesleri ile seyirciyi hemen etkiliyorlar. Rubato ritmik özgürlük, bir müzik eserinin içinde belli bölümleri o eserin ritmik öğelerinden arındırarak kendi istediğin gibi icra etmek demekmiş. Grup tanıma uygun olarak her telden çalıyor. Alaturkadan pop’a, rock’a, arabeske varıyor. Seyirciyi de Sıla’ya hazırlıyorlar. Çünkü sound’ları çok yakın.
Sıla’yı ilk kez sahnede izledim. Gerçek bir star. Kendine has güçlü sesiyle unutulmaz bestelerini grubu ile birlikte kayıtlarındaki gibi canlı söylüyor. Gazinoda söylemek zordur, konser gibi değildir. Seyirci yemek yer, sohbet ederken sanatçı onlara kendini dinlettirmeyi başarmak durumunda. Sıla’da assolist ışığı var. Sahnede rahat. Seyirci ile hemen sıcak bir iletişim kuruyor. Söyleyecek gazino olsa assolist olarak hemen her gece salonu dolduracak. Kendi hitlerinden sonra gruba katılan Rubato’yla sevilen alaturka şarkılar da söylüyor ve seyirci coşuyor, yerinden fırlıyor.
Yeni Bi’ Fest sadece sanatçıları, müziğiyle değil ikram edilen meze ve yemekleriyle de gazino kültürünü yaşatıyor. Menüyü Hilton Bosphorus hazırlamış. 15 çeşit soğuk, 2 çeşit sıcak meze, kuzu tandır ve dondurmalı muhallebi ile mükellef bir yemek.
Meze çeşitliliği Türkiye’nin her yöresinden tadları temsil edecek nitelikte ve içilen içkiye uygun. Menüyü görünce Erdir Zat’ın hazırladığı “Rakı Gastronomisi” (Nisan 2017, Overteam yay.) kitabını anımsadım. Kitapta çilingir sofrasında yenecek mezeleri öyküleri ile anlatıyor, tariflerini veriyor uzmanlar. Fotoğraflar, resimlerle desteklenmiş makaleler, öyküler ve anılarla Türkiye’nin hemen her yöresinden çilingir sofrası adabı ve gelenekleri anlatılıyor.
Yeni Bi’ Fest Dolmabahçe Küçük Çiftlik Park’ta yapılıyor. Gazino kültürünü anımsatmak için en uygun yerlerden biri. 1956’da Zeki Müren’in ilk kez sahneye çıktığı gazino. 1970’lerin başında Küçük Çiftlik Gazinosu kapanmış. yerine lunapark açılmış. Lunaparkı da Gazinocular Kralı Osman Kavran devralmış. Osman Kavran Aksaray Lunapark ve Bebek Aşiyan gazinolarının sahibiydi. Küçükçiftlik’i torunu Nazire Kavran yönetiyor.
Gazinolar 1970’lerin sonuna dek altın çağlarını yaşadı. 12 Eylül’le birlikte ülke karanlığa boğulurken gazinoların neredeyse tamamı kapandı. Taksim Maksim, Aksaray Lunapark gibi bazıları direnmeye çalıştıysa da değişen kültürle birlikte gazinolar da tarih oldu. Ama gazino günlerine özlem hiç bitmedi. Gazino kültürünü canlandırmak için geçtiğimiz yıllarda da çeşitli teşebbüsler oldu.   
Duyurulduğu anda biletleri tükenen Yeni Bi’ Fest’e gösterilen ilgi “yeni nesil meyhaneler” gibi “yeni nesil gazinolar” açılırsa yaşayacağını gösteriyor. Gazinoları dolduracak potansiyel ve ilgi var. İnsanlar ailecek gidebilecekleri, ünlü şarkıcılardan şarkılar dinleyip kızlı erkekli eğlenebilecekleri, uygun fiyatla içkilerini içip lezzetli mezeler, yemekler yiyebilecekleri yerler arıyor. 20.09.2017

Cuma, Eylül 15, 2017

 

Bir şiir eleştirmeni olarak Doğan Hızlan



Doğan Hızlan bu yıl 80. yaşını kutluyor. Bu kutlamayı da ard arda yayımladığı kitaplarla yapıyor. Gazetelerdeki, dergilerdeki yazı verimini kitaplarla kalıcılaştırıyor. Yeniden Okumak (Haziran 2017, İş Bankası yay.), Yaşamdan İzler (Haziran 2017, Eksik Parça yay.), Edebiyat Hayatın Neresinde? (Haziran 2017, Eksik Parça yay.) ve Şiirin Coğrafyası (Temmuz 2017, Yapı Kredi yay.) yayımlanan kitapları. Yıl içinde başka kitaplar da yayımlanacağını umuyorum.
Yeniden Okumak’da kitabın adına uygun olarak Kemal Tahir, Necip Fazıl, Mehmet Akif gibi klasikleşen şair ve yazarlarımızdan başlayarak kendi alanlarında birer simge olduklarını düşündüğü adlar hakkında yaptığı yeniden okumalardan sonra kaleme aldığı yazıları biraraya getirmiş. Bunda amacı hem yazarın yıllar içinde geçirdiği değişimi tespit etmek hem de okurun da yeniden okumasını sağlamak. Tek bir okurda bile bunu sağlarsa yazılarının hedefine ulaşacağını söylüyor.
Önsözdeki “Yargılarımı, edebiyat tarihi ile eleştirel görüşün aynı potada eritilmesi olarak tanımlayabilirsiniz” cümlesinin altını çiziyorum. Doğan Hızlan’ın eleştirel yaklaşımını özetliyor bu cümle. Doğan Hızlan “süreklilik duygusu benim için önemlidir” diyor. Uzun yazarlık, eleştirmenlik yaşamı boyunca haklarında yazdığı şair ve yazarları geçirdikleri değişim içinde takip etmiş, onlar hakkında yeni yazılar yazarak bu değişimleri tespit etmiş.
Yazının Seyir Defteri alt başlığını taşıyan Yaşamdan İzler ve Edebiyat Hayatın Neresinde?’de arka kapaklarında yazdığı gibi “anılardan anıştırmalara, yazarlardan yapıtlara dönük zamanın tanıklıklarını içeren denemelerini bir araya getiriyor”. 2010 – 16 yılları arasında yayımlanmış gazete yazılarından yapılmış seçmeler bu kitaplar. Edebiyatla ilgili olanlar biraraya getirilmiş. Hakkında yazdığı yazarı, kitabı değerlendiren yazılar.
Doğan Hızlan için bütün sanatlar arasında edebiyatın ve şiirin özel bir yeri vardır. Ama edebiyat mı şiir mi derseniz şiiri daha da önemsediğini fark edersiniz. Şairler, şiir kitapları hakkında çok yazmış. Yeniden Okumak, Yaşamdan İzler ve Edebiyat Hayatın Neresinde?’de şiir hakkında bir çok yazı derlenmiş ama Şiirin Coğrafyası adlı ayrı ve özel bir derleme yapmaya da gerek görmüş.
Şiirin Coğrafyası’nın önsözünün başlığı manidar: “Tek Bildiğim Coğrafya”. Şiir coğrafyasına, özellikle Türk şiirine hakim. Kültür, sanat ve edebiyatta çok değişik ilgi alanları ve uzmanlıkları olmasına karşı, bildiği coğrafyada, Türk şiirinde çok daha rahat söz söyleyebildiğini düşünebiliriz.
Şiirin Coğrafyasında Ülkü Tamer, Nâzım Hikmet, Mahmut Temizyürek, Ahmet Oktay, Ahmet Telli, Hilmi Yavuz, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş, Egemen Berköz, Orhan Veli, Ataol Behramoğlu ve edebiyatımızın “kurucu eleştirmen”i olarak tanımladığı Nurullah Ataç hakkında uzun eleştirel incelemeler yer alıyor.
Bu yıl yayımlanan kitaplardan birine de ad olarak koyduğu “Yeniden Okumak” bir eleştirmen için gerekli gördüğü bir nitelik. Doğan Hızlan’ın ilk yazısı “Fazıl Hüsnü Dağlarca Üzerine” 1954’de Forum’da yayımlanmış. 17 yaşındaymuş. 63 yıldır aralıksız yazıyor. Şimdi 80 yaşında. Şiirin Coğrafyasında yer alan yazılarda ele aldığı şairlerin birçoğu hakkında daha önce yazdığını, Dağlarca örneğinde olduğu gibi hemen her yeni kitaplarında onları ele aldığını biliyoruz.
Yeniden okumayı önemsediği gibi, bunu da şairin son kitabından geriye doğru giderek yapmayı tercih ediyor. Şair şu tarihte şu şiiriyle ya da bu kitabıyla doruk noktasına varmıştır, bakalım onun üstüne ne ekleyebilmiş, ileri mi gitmiş geriye mi düşmüş diyen klasik değerlendirme anlayışını sevmiyor.
Doğan Hızlan için izlemeye aldığı her şair her yeni kitabında bir yenilikle gelmiştir ve şiirine bir şeyler katmıştır. O nedenle o yeni kitaptan geriye doğru ‘yeni’ bir okuma yapar. Gelinen son noktayı, ulaşılan yeni zirveyi tespit eder.
Burada “izlemeye aldığı” terimi önemli. Doğan Hızlan gazete görevi nedeniyle çok yazar ama her şair ve yazar hakkında yazmaz. Seçer. Bütün kitaplarını incelediğinizde de belirli şair ve yazarlara odaklandığını görürsünüz. Bu listeye girecek şair ve yazarın da belirli bir olgunluğa gelmiş olması gerekir. Hemen hiçbir şair ve yazar hakkında daha ilk kitabındayken bir yazı yazdığını sanmıyorum. Benim gözümden kaçan nadir istisnalarda ise bir değerlendirme yapmadığını, değini de bulunduğunu da söyleyebilirim.
Şiir özelinde bakarsak onun izlemeye alacağı yani birçok yazıda değerlendirip yeniden okumalar yapacağı şair en azından antolojilerde kendine yer bulmuş olmalıdır. Bu da o şairin birkaç kitap çıkartmış olması demektir. Şiirin Coğrafyasında en genç şair Mahmut Temizyürek. Mahmut Temizyürek 1955 doğumlu. 62 yaşında. 80’li yıllarda şiire başlamış. 30 yılı aşkın bir şiir emeği var. Nerdeyse 40 yıldır yazan 80 Kuşağı şairlerinin Doğan Hızlan’ın izleme listesine henüz girebildiklerini sanmıyorum. Bu yazı da Mahmut Temizyürek hakkında kaleme aldığı ilk çalışma sanıyorum. Esas olarak Temizyürek’in şiir üzerine yazıları üzerine. Oradan onun poetikasına bakıyor.
Doğan Hızlan sevmediği şair ve yazar hakkında da yazmaz. Bir eleştirmenden çok değerlendirmen’dir. Sevdiği şairin, yazarın sevilme nedenini izah eder. Bunu nesnel olarak temellendirmeyi önemser. Yani okuru ikna etmek ister.
Şiirin Coğrafyası’nda gördüğümüz gibi izlemeye aldığı ve yeniden okuyup hakkında yazdığı şairlerin şiirleri ile ilgili bariz “düşüşler”, “gerilemeler” varsa elbet onlara değinir ama yine de olumlu bir yön bulmaya çalışır, oraları sivriltir. Yani eleştiriyi de nezaketle yapar. Kırmamaya çalışır.
Şiirin Coğrafyası’nda yer alan yazılar dergiler için ya da bir sempozyum ya da anma için yazılmış. Keşke yayın yerleri ve tarihleri belirtilseydi. Gazete yazılarındaki bir cümlelik, en çok bir paragraflık net tespitler yerine bol örnekli, ayrıntıya yoğunlaşan değerlendirmeler yapıyor Doğan Hızlan. Bununla da yetinmiyor düzyazılarında da şairin poetikasının izini sürüyor. Şiirine ne denli yansıdığını anlamaya çalışıyor. Bu onun için önemli bir ölçüt; Şairin şiiri ile düzyazısında poetikaların kesişmesi.
Şiirin Coğrafyası’nı merak ve ilgiyle okudum. Yeni şeyler öğrendim. Kitapta yer alan şairlerin şiirlerini yeniden okumak ihtiyacı da duydum. Kuşkusuz Türk şiiri üzerine çalışmalarımda da kaynak kitap olacak Şiirin Coğrafyası. Doğan Hızlan izlemeye aldığı şairlerin şiirlerinden bir antoloji ya da güldeste hazırlasa ne kadar iyi olurdu diye düşünmeden de edemedim.
Çok yaşa Doğan Hızlan. Nice 80 yaşlara... 14.09.2017

Etiketler: ,


Perşembe, Eylül 14, 2017

 

Sanatın Komşuluğu Başlarken



İstanbul Bienali ile birlikte sanat sezonu başlıyor. Contemporary Istanbul’un (CI) tarihini öne çekip Bienal’le aynı zamana alması ile birlikte sanat galerileri de yeni sergilerle kış sezonu için kapılarını açmaya başladılar.
Koç Holding sponsorluğundaki 15. İstanbul Bienali “İyi Bir Komşu” teması ile 32 ülkeden 56 sanatçının katılımı ile yapılıyor. Sanatçı ikili  Elmgreen&Dragset küratörlüğünde 16 Eylül’de başlayacak olan bienal 12 Kasım’a kadar sürecek.
Önceki bienal tüm İstanbul’a yayılmış, zorlasanız bile ulaşılamayacak noktalarda sergilerle gerçekleştirilmişti. Bu kez kolayca ulaşılacak birbirine komşu mekanlarda yer alacak sanat eserleri. Azalan mekanla birlikte katılan sanatçı, sergilenecek iş sayısı da yarı yarıya azalmış. Küratörler hiçbir eserin atlanmamasını, bakılıp geçilmemesini, izleyicinin her eser üzerinde düşünecek vakti olmasını arzuladıklarını söylüyor (bkz. İstanbul Art News, Eylül 2017). İstanbul Modern, Pera Müzesi, Galata Rum Okulu ana mekanlar.
Contemporary Istanbul’un yeni direktörü Kamiar Maleki CI’ı “butik bir sanat fuarı” diye tanımlamış. 14-17 Eylül arasında gerçekleştirilecek CI’a 73 galeri katılacak. Akbank’ın ana sponsorluğunda yapılan CI’ın mimari konsept tasarımını Tabanlıoğlu Mimarlık yapmış. Fuar önemli heykeltraşların eserlerinin yer alacağı, Hasan Bülent Kahraman’ın küratörlüğünü yaptığı “Beşinci Element” sergisi ile Maçka Parkı’na doğru yayılıyor. Artık CI’ın diğer sanat fuarlarınınki gibi bir Sanatçılar Parkı da olacak. Yani butikleşme küçülme anlamına gelmiyor.
Geçtiğimiz yıllardaki siyasi gelişmeler, geçen yılki darbe girişimi CI’ı olumsuz yönde etkilemişti. Bu yıl o olumsuz etkiden kurtulup tekrar uluslararası açıdan da eski değerini kazanmaya doğru gelişmeler olduğu görülüyor. Fuar katılımcı listesinde İngiltere, Fransa, Çin, İtalya, Romanya, İran, Gana, ABD, Macaristan, İspanya, Almanya gibi ülkelerden galeriler olduğunu görüyoruz. CI yöneticilerinin yıl boyu uluslararası koleksiyoncuların katılımını sağlamak için uğraştıklarını da biliyoruz. Dünya basınında Türkiye aleyhine sürekli olumsuz haberler çıkarken, OHAL sürerken bir tane bile yabancı koleksiyoncu fuara gelse başarı sayılmalı. Bu sayının umulandan çok daha fazla olacağını öngörüyorum.
Sanat galerileri ise olumsuz gelişmelerden daha da derinden etkilendi. Çünkü tüm Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de sanat piyasası çok zor bir dönemi halen yaşıyor. Kapanan sanat galerinin sayısının çokluğu umutsuzluğu artırıyor.
Ali Artun “Sanat Galerisinin Sonu” başlıklı yazısında (e-skop.com/skopbulten/sanat-galerisinin-sonu/3477) tarihsel bir bakışla “Galeriler modernizmin ve avangardın doğuşuyla ortaya çıkmıştır, batışıyla da ömürlerini dolduruyorlar” diyor. Global sanat piyasası postmodern çağda, güncel/çağdaş sanata müzelerin ve bienallerin alıcıyı hazırlaması ve müzayedeler ve fuarlarla zirveye ulaştı. Sanat galerileri bu gelişmeye pek ayak uyduramadılar. Belki de gelişmeler sanat galerilerini sergi açmayan, fuarlarda var olup online satışlarla işlerini yürüten işletmeler haline getirecek. Ama gelenekselleşmiş anlayışlardan kurtulmaları şart. Fuar katılımları, sezonun iyice öne, eylüle çekilmesi,. yaz aylarında çalışmak üzere yazlıklarda şubeler açılması bunun göstergeleri. Büyük yaraya küçük önlemler çare olacak mı göreceğiz.
Sabancı Müzesi’nde Ai Weiwei, Arter’de Canan, Borusan’da Diana Thater, Akbank Sanat’ta “Siyah Ev” karma sergisi, Elgiz Müze’de 9. Teras Sergisi, Das Art’da Halil Altındere, Galerist’te Tunca, Piramid Sanat’ta Tülin Onat, Pilevneli’de Johan Creten, Evin’de “İnsan ve Tabiatı” karma sergisi dikkat çekenler. Sezonu Anna Laudel’de Hüma Kabakçı ve Mine Küçük’ün küratörlüğündeki “Geçmiş Günümüzde Buluşuyor” karma sergisi ile yaptım. Aynı gün bir çok yerde sergi açılışı olmasına rağmen sanatseverlerin yoğun ilgisi umut vericiydi. Umarım bu ilgi sezon boyunca devam eder ve sanat galerileri makus talihlerini yenerler. 13.09.2017

This page is powered by Blogger. Isn't yours?