Öykü Yazmanın Sırları


Orhan Duru ilk hikâyesini 1953'de yirmi yaşındayken yayınlamış. Çağdaş Türk hikâyeciliğinin ustalarından... İlk yapıtlarında Mavi Dergisi'nde yayınladığı için Attlâ İlhan'ın yönlendirdiği Mavi Hareketi içinde değerlendirilse de esas olarak Ferit Edgü, Demir Özlü, Adnan Özyalçıner gibi önemli hikâyecilerden oluşan 50 Kuşağı yazarlarından. "Gözleme dayalı, yalın bir anlatımla, insanın yaşadığı çevreye duyduğu tepkiyi yergi ve güldürü yoluyla, eleştirel gerçekçi bir anlayışla dile getirmeye çalıştığı" yazılmış değerlendirmelerde. Hep arayan, dilde, anlatımda, kurguda yeniliğin peşinde bir yazar. Gerçeküstücülük de, bilimkurgu da onun ilgi alanında. Hikâyeciliğiyle olduğu kadar da deneme yazarlığıyla da dikkate değer.

Orhan Duru, 55 yıllık deneyimle "Öykü Yazmanın Sırları"nı yazmış (Karakutu yay. Şubat 2008).

Orhan Duru, "Niçin öykü yazıyorum?" sorusunu cevapladıktan sonra, iki çeşit hikâye yazma yöntemi olduğunu söylüyor. Biri bir fışkırma ile geliyor. Kısa sürede yazılıyor. Ama bu fışkırma anını yakalamak kolay değil. Diğer yöntemde ise küçük bir olay, duyulan bir söz, bir değerlendirmenin verdiği esinle yazmaya koyulabiliyor. Bunun için notlar alıyor. Sonra o notları kullanarak yoğun emekle uzun sürede yazıyor.

Hikâyecinin meraklı olması gerektiğine inanıyor. Dünyanın sorunlarıyla ilgilenmeli, evreni, doğayı ve insanlar topluluğunu en geniş biçimde kavramaya çalışmalı diye düşünüyor. Belki her ilgi yazıya geçmeyecek ama yazarın ufkunu açacak. Bunun için de "bağnazlıktan, kör inançlardan ve baskılardan kurtulmak gerek"tiğini düşünüyor.

Hikâyenin bir kurgu ürünü olduğunu düşünüyor. Hikâye, kendi kurgusu içinde ayrı bir dünya yaratmalı, diyor. Hikâyenin gerçeğinin günlük gerçekle koşut gitmediğini vurguluyor. Ama salt kurgunun da yetmediği bir gerçek... Hikâye yazabilmek için kurgunun yanında hayattan başlangıç noktaları da bulması gerekiyor yazarın. Ama güncel hayatın gereksiz ayrıntılarla dolu olduğunu, hikâyenin fazla ayrıntıyı kaldıramayacağını bilmek gerek. Birçok yazarın bu önemli ayrımın farkında olmadığı için hikâye yazıyorum diyerek aslında anılarını kaleme aldığına inanıyor.

Hikâye roman ayrımını şöyle yapıyor, "romanlar kişilere, tiplemelere, öykü ise olaylara dayanır; Öykünün daha dinamik olması gerekir. Bu nedenle gereksiz bir ayrıntıya yer yoktur öyküde." Hikâye düşgücü ve yoğunluk istiyor.

Hikâyecinin belli bir anlatım biçimine, belli bir deyişe ulaşması gerekli görüyor. Bu deyişi geliştirmek için de çaba göstermek gerektiğini belirtiyor. Dili eski biçimlerden, saplantılardan kurtarmak önemli bir yöntem. Ama eski biçimlerden yararlanmak da başka bir yol. Kendine has deyişe ulaşmak için de başka hikâyecileri, romancıları okumayı şart görüyor. Okumak, yazarlık eğitiminin bir parçası... Okuyarak ne yapmanız, neyi yapmamanız gerektiğini öğreneceksiniz. Daha önce yazılmışlardan farklı kendinize has deyişi bulacaksınız. Okur, deyişinizden sizi ayırt edecek, tanıyacak.

"Öykü yazmanın pratik yollarından biri de şaşırtmacadır. Toplum içinde yaygınlaşmış kimi inançları ya da öyküleri tamamen tersinden okumaktır" diyor. Adem ile Hava hikâyesini yazışında şaşırtmacayı nasıl denediğini anlatıyor.

Öykü Yazmanın Sırları, sanıyorum Orhan Duru'nun çeşitli yazılarının, söyleşilerinden seçilen parçaların yeniden kurgulanması ile oluşturulmuş. Eski materyalden yeni bir eser elde edilmiş. İyi de olmuş. Keşke kitap yayına hazırlanırken biraz daha özenli olunsaymış, yazım kurallarına, eser adlarını, yazarların isimlerini doğru yazmaya dikkat edilseymiş. Editörlük kısmı eksik kalmış anlaşılan.

Öykü Yazmanın Sırları nadir bulunacak bir eser. Hikâye yazmak isteyenler için olduğu kadar hikâye yazanlar için de önemli. Orhan Duru'nun anılarla, kendi eserlerinden örneklerle bezeyerek verdiği sırlara vakıf olmak isteyenlere Öykü Yazmanın Sırları'nı öneriyorum.

Yorumlar